Image

10 maddede Karl Marx, gazetecilik ve basın özgürlüğü

JOURNO // 27.11.2016

“İlkokul öğretmenlerimiz bize ‘konuştuğun gibi yaz ve yazdığın gibi konuş’ diye öğretti. Sonradan bize şöyle denilir: Sana buyrulmuş olanı söyle ve diğerlerinden sonra tekrarladığını yaz” (Marx, 19 Mayıs, 1842)

Vahşi kapitalizmin ağırlığının ve neo-liberal politikaların baskısının iyice arttığı ve dünya genelinde krizlerin yaşandığı bugünlerde mevcut sistemi yıllar öncesinden çözümleyen Marx’ın haklılığı bir kez daha ortaya çıkıyor. Görünen şu ki; böyle dönemlerde “Marx haklıydı” diyenlerin sayısı da hayli artmakta.

Ancak bu yazının konusunu Marx’ın ekonomi-politik yaklaşımlarından ziyade onun az bilinen bir tarafı; gazetecilik tarafı oluşturmakta. Marx’ın gazetecilik pratiği ve basın özgürlüğü hakkındaki görüşlerini madde madde bu yazıda bulacaksınız. İşte Marx’ın gazeteciliğinin öyküsü…

1- İlk olarak şunu belirtmekte fayda var; gazetecilik ve yayıncılık faaliyeti Marx’ın dışarıdan gözlem ile çözümlediği bir alan değil doğrudan içinde aktör olduğu yani muhabir ve editör olarak çalıştığı bir alan. Hatta Marx, ilk ‘araştırmacı gazeteci’ olarak nitelenebilir.

  • 1842’de Rheinische Zeitung’da önce haber yapmaya ve analiz yazıları yazmaya başladı daha sonra ise gazetenin yazı işleri yöneticiliğini yaptı.
  • Deutsch–Französisch Jahrbücher’nın (Alman-Fransız Yıllıkları) eş editörü oldu.
  • Paris’te işçi ve sanatçılardan oluşan gizli bir ütopyacı sosyalist grup olan, Adalet İçin Birlik tarafından desteklenen Vorwärts’da (İleri) yazdı.
  • 1849’da Köln günlerinde babasının mirasından arta kalan para ile günlük gazete çıkarmaya başladı; Neue Rheinische Zeitung. Gazetede editöryal olarak kendi Marksist yorumu hakimdi.
  • Londra’ya yerleştikten sonra New York Tribune için çalışmaya başladı.. Marx, bu gibi kitlesel burjuva gazetelerine makaleler yazarak kamuoyunda fikirlerini dolaşıma sokuyordu. New York Tribune editöryal olarak değişime uğrayınca ve kölelik karşıtı pozisyonundan geri adım atınca Marx, 1863’te istifa etmeye zorlandı.

2- Marx, basını liberal kuramların ele aldığı gibi güçler ayrılığı ilkesine sıkışmış salt bir 4.güç olarak ele almaz. Marx’ın basına bakışının temelinde insanın insanlaşma sürecinde, yani insani kurtuluşa yürüme sürecinde bilgi akışına verdiği önem yatar.

3- Marx, basın yayın etkinliklerini gündelik tarih yazımı ve güncelliğin bütün boyutlarıyla yansıtılması olarak kabul eder. Bu nedenle de bilginin özgürce dolaşıma sokulması kadar doğru bilginin oluşturulması sürecine de önem verir.

4- Basını, “bireylerin entelektüel oluşlarını iletişebildiği en genel yoldur. Kişiler için saygıya sahip değildir, sadece haber almaya/akıla saygılıdır” şeklinde tanımlayarak her seferinde entelektüel hayatın stratejik bir unsuru olan basın/yayın etkinliğine özel anlamlar yükler.

5- Gerçeklerin, basın-yayın etkinliklerinde çarpıtılmasını/gizlenmesini/değiştirilmesini somut bir şiddet türü (yapısal şiddet) olarak kavramsallaştırır. Mevcut durumun devamını isteyen egemen sınıfın bu şiddeti de kullandığını söyler. Gerçeğin kavranmasını engelleyen her edimi insanın özgürleşmesine, kurtuluşuna yani doğrudan özüne karşı şiddet uygulaması olarak görür.

6- Bir yazısında “şayet şeylerin görüntüsü ile özü çakışsaydı, bilim gereksiz olurdu” der. Yani gerçeği kavramada görüntünün yetmeyeceğini, gerçeğin görüntünün ardında gizli olduğunu vurgular. Toplumsal özün en çok medya eliyle görüntü perdesi altına gizlendiğini bildiği için de basın-yayın faaliyetinin stratejik olduğunun altını çizer.

7- Marx’ın gazeteciliği, esasen onun diğer toplumsal meseleleri ele alış metodolojisinden farklı değil. Yani olgu, olay, gelişme, güncel sorundan temellenerek gelişmeleri/haberleri tarihsel, sosyal ve politik bağlamı içinde inşa eder. Bu şekilde inşa edilen haberleri teorik şekilde içerik haline getirerek somut bir kavranma aracı oluşturur.

8- “İşçi sınıfının toplumsal, giderek, insani kurtuluşun temel taşıyıcısı olduğu bu koşullarda onun bilincine habere ulaşma, bilgiyi edinme, görüntünün ardındaki özü kavrama hakkına doğrultulan her silah onun tarihsel misyonuna yöneltilmiş bir egemen sınıf suikastı olarak görülür Marx’ın gözüne” (Gerger,2012).

9- Marx’a göre, mesele ‘basın özgürlüğünün olup olmaması’ değildir. Çünkü basın özgürlüğü daima vardır. Asıl mesele; bu özgürlüğün kimin kullanımında olduğudur. Eğer basın özgürlüğü bir azınlık grubun kullanım tekelindeyse bunun bir anlamı yoktur (Bugün Türkiye’de hükümete yakın gazetelerin ‘basın özgürlüğü’nü örnek verebiliriz).

10- “Marx, 6. Ren Eyaleti Meclisi’nin kararına karşı tartışma sunan, basın özgürlüğü ve sansür konusunu ele alan makaleler yazmıştır. Marx 5 Mayıs 1842’de basılan ilk makalesinde Prusya sansürünü ve devletin resmi gazetesinin savunusunu eleştirmiştir” (Erdoğan, 2007).

Sonuç:

Marx’ın tüm düşünsel hayatı boyunca gazeteciliğe yani basın-yayın faaliyetine büyük önem verdiği görülüyor. Aynı zamanda, gerek dünya gerek Türkiye sosyalizm tarihi incelendiğinde önderlerin gazetecilik ile ilişkisinin hayli yakın olduğu görülecektir. Bunun gayet bilinçli olduğu kabul edilebilir. Diğer bir nokta ise, bugün memlekette özlemini duyduğumuz gazetecilik formunun aslında Marx’ın yıllar önce ortaya koyduğu formdan çok uzak olmayışıdır. Kendi gazetecilik döneminde toplumsal meselelerle ilgili haberler yaparken, Prusya devletinin ağır sansürleriyle boğuşan Marx’tan bugüne pek de bir şey değişmemiş aslında. Gazetelerin, gazetecilerin ve sansürcülerin isimleri değişiyor ama yaşananlar değişmiyor. Belki de bütünsel olarak Marx’ın tüm söyledikleri gerçekleştiğinde, yani bu düzen emekçilerin ellerinde yeniden kurulmak üzere yıkıldığında, işte o zaman gerçek bir gazetecilikten ve basın özgürlüğünden bahsedebileceğiz…

Advertisements
Image

Haberciye saygı: ‘Kopyala-yapıştır’ın da bir raconu olmalı

JOURNO / 2016 MAYIS

Gazeteciler tarih boyunca gerçeğin peşinden gitti, yaptıkları haberlerle vatandaşa gerçeğin bilgisini sunmaya çalıştı ve toplumsal hayatta önemli bir yer tuttu. ‘Sağlıklı işleyen gazetecilik’ her zaman gizleneni ortaya çıkarmaya, yalanı teşhir etmeye ve liberal kuramın ona atfettiği gibi demokrasinin dördüncü gücü olmaya çalışmıştır. Akıp giden bu süreçte gerek dünya gerek Türkiye siyasi tarihine baktığımızda gazeteciliğin ve yapılan haberlerin çok büyük etkilerinin olduğunu görüyoruz. Bir haberin hükümetleri devirebildiğini, büyük toplumsal direnişleri başlattığını ve hepsinden öte ciddi farkındalıklar yaratabildiğini pek çok örnekte yaşadık ve hiç şüphesiz yaşamaya da devam edeceğiz. Son yıllarda gazeteciliğin köşe yazarlığı sanılmasına inat bu etkilerinin büyük çoğunun muhabirlerin haberlerinden kaynaklandığı da bir gerçek.

Haber kime ait?

Ancak muhabirlerin uğruna yoğun çaba harcadığı ve kimi zaman büyük sonuçları olan özel haberlerinin kaynağından koparılarak dolaşıma sokulması emeğe saygısızlığın yanında ciddi de bir sorun. Bu tartışmanın kökeni ise yapılan haberin muhabirin mi yoksa kamuoyunun mu olduğu. Muhabir üzerinde çalıştığı haberi kendi merakını gidermek için yapmaz. Haberi yaparken bunun toplumda bir karşılığının olmasını ve mümkün olduğu kadar fazla dolaşıma girmesini, daha çok insana ulaşmasını bekler. Yani gazeteci haberini halk için yapar ancak o haberi yaparken verdiği emek, aldığı riskler tamamen kişiseldir ve burada ortaya konulan emeği görmezden gelmek hiçbir ahlaki forma uygun değildir.

Tabii geleneksel medya yöntemleri ile yeni medya yöntemlerinin beraber yürüdüğü mevcut dönemde muhabirin yaptığı haberin kopyalanmasına engel olması mümkün olmuyor. Hiçbir muhabir benim haberimi başka bir gazete, dergi, dijital haber medyası kullanmasın” yaklaşımında olamaz ve olmamalı da. Ancak yine hiçbir muhabir günlerce emek verdiği haberinin -imzası silinerek- binlerce farklı adreste yer almasını istemeyecektir. Unutulmasın ki; ne kadar tecrübeli olursa olsun bir muhabir için en büyük haz haberini okurken imzasını orada görmektir.

Peki, burada dengeyi nasıl kurmalıyız? Benim yaklaşımım şöyle:

  • Haberler ne kadar halkın haber alma hakkı için yapılsa da onları üretmek için emek veren muhabir/muhabirler vardır. Rutin haberler olmasa bile en azından özel haberlerde bu emeği göz ardı etmemek gerekir.
  • Haber, dijitale aktarıldığı anda binlerce web sitesi o haberi aynen kopyalıyor ve sosyal medyanın da desteğiyle hızlı şekilde dolaşıma giriyor. Haberi yapan muhabirin adı ve çalıştığı kurum bu kopyalamada kendine yer bulsa bile, okur haberi merkezinden değil aracısından almış oluyor. Burada holding medyasının ‘site trafiği’nin derdinde değiliz ancak çok önemli haberlere imza atan alternatif/muhalif medya için özgün haberlerinin kendi web sitelerinde okunması hayati bir önem taşıyor. Çünkü zaten mahrum bırakıldıkları ilan ve reklam gelirine kasıtlı olmasa bile bir darbe de böyle vurulmuş oluyor. Yani “X gazeteden Y kişinin haberine göre” kalıbını kullanarak o haberi tamamen kendi mecrasına taşıyan bir haber sitesi aslında o haberi yapan muhabirin ve onun çalıştığı kurumun gelirini çalmış oluyor.
  • Burada bazı dijital mecraların halihazırda kullandığı yöntem dengeli ve pratik görünüyor: Haberle ya da özel bir demeçle ilgili bir bölümü kendi mecrasına taşıyarak haberleştirmek ve haberi yapan kuruma bağlantı (link) vermek. Bu yöntem kullanıldığında hem haber dolaşıma sokuluyor hem haberi yapan muhabirin emeği göz ardı edilmiyor hem de haberi yayımlayan gazetenin ekonomisine ‘tık katkısı’ sağlanmış oluyor.

Haberleri kopyalanan gazeteciler ne diyor?

Hüseyin Şimşek (BirGün)
Bir internet sitesi yapılan haberi isimsiz olarak kendi bünyesine aldığında diğer siteler veya gazeteler onu alıp kendi muhabirinin imzasıyla yayınlayabiliyor. Bazı yerler ise sadece kurum adı yazıyor. Yetmez, muhabir adı da mutlaka olmalı. Haberler için büyük emek harcıyoruz ve bunun bizim emeğimiz yok sayılarak dolaşıma sokulması büyük bir saygısızlık.

Ozan Çepni (Cumhuriyet)
Haber temel olarak bir fikir işçiliği ürünü ve herhangi bir yer ya da kişi kaynak belirtmeden bunu kullandığında açık bir intihal ortaya çıkıyor. Temel bir emek hırsızlığı olarak, sosyal medyada ve dijital medyada karşımıza çıkan bu durum, bir diğer boyutuyla da bilgi kirliliğine yol açıyor. Çünkü kullanılan haberler farklı görsel ve içeriklerle birleştirilebiliyor, kendisine ait olmayan ifadeler haberi ilk üreten gazeteciye mal edilebiliyor.